|
Sultan I. Mahmut ve Nur-u Osmaniye Külliyesi.
Sultan
I. Mahmut, amcası Sultan III. Ahmet 1730 yılında
vukû bulan Patrona Halil İsyanı sonunda tahtan
indirilince, O’nun yerine Osmanlı hükümdarı
olmuştur. Sultan I. Mahmut, oluşturduğu yeni yönetim
kadrosuyla saltanatının ilk yıllarında
–önce-ihtilalcileri devre dışı bırakmış; ardından da
onların İstanbul’da meydana getirdikleri sosyal ve
ekonomik çöküntüyü gidermeye çalışmıştır.
Patrona Halil İsyanı ile Lale Devri sona
ermiş ise de meydana getirdiği geniş tahribat, vukû
bulan depremler ve çıkan yangınlar sonrasında
İstanbul, harabe haline gelmiş ve yangın yerine
dönmüştür.
Böyle bir kaos ortamında hükümdar olan Sultan I.
Mahmut, öncelikle sulh ve barış temeline dayalı
olarak-izlediği dış siyaset sayesinde-imparatorluğun
hem batı sınırlarında ve hem de doğu sınırlarında
yıllardır devam eden ve sonuç alınamayan askerî
harekâtı, ilgili devletler ile-makûl şartlar altında
yaptığı- barış antlaşmaları ile sona erdirmiştir.
Ardından da İstanbul başta olmak üzere, geniş bir
imar faâliyeti başlatmıştır. Bu cümleden olmak üzere
Fatih Sultan Mehmet vakıfları arasında yer alan
Ayasofya ve Fatih Camii ile bağlantılı iki kütüphane
yaptırmış ve okuyucunun hizmetine sunmuştur.
Böylece amcası Sultan III.Ahmet’in Topkapı
Sarayı’nın Hazine Dairesi’nde inşa ettirdiği
Saray Kütüphanesi ile başlayan kültürel
faâliyeti, saray dışına taşımıştır. Ayasofya
Kütüphanesi başta olmak üzere ; Fatih - Nuruosmaniye-
Âtıf Efendi - Ragıp Paşa – Şeyhu’l-İslam Veliyyüddin
Efendi ve Şehit Ali Paşa kütüphaneleri, evet bütün
bu kütüphaneler, bu döneme ait önemli kültür
kurumlarıdır.
Sultan III.Osman Vakfiyesi’nde görüldüğü üzere
Nuruosmaniye Kütüphanesi’nde uygulanan yönetim
sistemi, Ayasofya ve Fatih Sultan Mehmet Camii
kütüphanelerinde uygulanan yönetim sisteminden
–aynen- alınmıştır.
Sultan I. Mahmut, başlattığı bu imar faâliyetlerini,
adına inşa ettireceği görkemli bir mabet ile
taçlandırmayı arzu etmiştir. Bu amaçla yeni bir
mimarî üslûp kullanılarak görkemli bir mabet
yaptırmaya karar vermiştir. Yapımını planladığı
görkemli mabet için de Çemberlitaş Gazi Atik Ali
Paşa Camii ile Mahmut Paşa Camii arasında yer alan
ve Sûk-ı Mâgiyân adıyla anılan Tavuk Pazarı
yöresini seçmiştir.Yer seçiminde –muhtemelen– şu
faktörler göz önünde bulundurulmuştur:
a) Yedi tepe üzerine kurulduğu söylenen İstanbul’un
tarihî yarım adası üzerinde inşa edilmiş olan
Türk-İslam medeniyetini temsil eden kültür âbidesi
büyük selâtîn camilerinin konumlarına , Topkapı
Sarayı’ndaki Seyir Kulesi’nden bakıldığında;
Eyüp Hz. Halid Camii, Edirnekapı Mihrimâh Sultan
Camii, Fatih Sultan Mehmet Hân Camii, Şehzade Mehmet
Camii-Sultan II. Beyazıt Camii ve Ayasofya Camii,
kamerî takvime göre ilk hilâlin bir silüetini
oluşturmuşlardır. Ancak bu hilâlin bir kenarını
oluşturan Sultan II. Beyazıt Camii ile Ayasofya
Camii arasında genişçe bir boşluğun bulunduğu
farkedilmiştir İşte bu genişçe boşluğu doldurmak
üzere Nuruosmaniye Camii ve Külliyesi, bugünkü
yerine inşa edilerek ilk hilâl silüetinde görülen
gedik, kapatılmıştır. Bir diğer ihtimal de;
b)Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmet Han, ilk
sarayını-günümüzde İstanbul Üniversitesi Merkez
Binası olarak kullanılan - binanın yerine inşa
ettirirken ikici sarayını da –Topkapı Sarayı’nın
çekirdeğini oluşturmak üzere- Ayasofya Camii
civarında inşa ettirmiş ve Ayasofya Camii’ni de
kendi vakıfları arasına alarak saray camii
olarak kullanmıştır.
Diğer yandan Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa
edilmiş olan bu iki saray, birbirine iki yol ile
bağlanmıştır.
Bu
yollardan birincisi, Divan Yolu’ dur ki,
Beyazıt, Çarşıkapı, Çemberlitaş, Sultan Ahmet ve
Ayasofya güzergahını takip etmektedir. İkinci
yol ise Harem Yolu’ dur. Bu yolun güzergahı
da Beyazıt- Sahaflar Çarşısı, Kapalı Çarşı,
Cağaloğlu-Gülhane Parkı’ndan geçerek Topkapı
Sarayı’na ulaşmaktadır ki, saray mensupları
tarafından sıkça kullanılan ve üzerinde önemli
ticaret merkezi olan büyük iş hanlarının yanı sıra
bekâr odaları ve Kıblelizâde misâli büyük esirci
hanlarını yer aldığı bu yol, Harem Yolu adını
almıştır. Divan Yolu ise devlet ricali tarafından
kullanıldığı için bu yol da Protokol Yolu olarak
değerlendirilmiştir.
Harem Yolu üzerinde güvenliği sağlamak üzere,
Vezirhan Caddesi ile Nuruosmaniye Caddesi’nin
kesiştiği noktaya -askerî niteliği de bulunan-
Cebeciler Kolluğu konuşlandırılmış ve bu yolla, iki
sarayı birbirine bağlayan Harem Yolu’nun emniyet ve
güvenliğinin sağlanması hedeflenmiştir. Ancak bekâr
odaları ve esirci hanları, potansiyel suçlular
tarafından işgal olunduğu için alınan bu güvenlik
tedbiri yeterli olmamıştır. Ekonomik hayatın can
damarını oluşturan ticarî merkezlerin yer aldığı bu
yörede emniyet ve güvenlik, sık sık zaafa uğramış,
bekâr ve esirci hanlarındaki potansiyel suçlular,
devlet için her geçen gün derinleşen bir huzursuzluk
kaynağı olmuştur. İçtimâi açıdan bir kaos ortamı
oluşturan bekâr odalarını ve esirci hanlarını
ortadan kaldırmak için –ihtiyaç duyulan kamu oyu
desteğini kazanabilmek amacıyla-yapılması düşünülen
görkemli mabede inşa yeri olarak bu mahal
seçilmiştir.
c) Üçüncü bir ihtimal de tıpkı Ayasofya Camii’nin
karşısına Türk-İslam medeniyetinin görkemli bir
sanat âbidesi olarak Sultan Ahmet Camii’nin inşa
edilmiş olması gibi iktidarda bulunan Bizans
imparatorlarının heykellerinin dikildiği
Çemberlitaş’ın karşısına
Nurosmaniye Camii ve Külliyesi’ nin inşa edilmiş
olması da hatıra gelebilir. İşte söz konusu bu üç
ihtimali de içine alan kültürel, sosyal ve ekonomik
etkenlerin yanı sıra Nuruosmaniye Külliyesi’nin yeri
belirlenirken farklı psikolojik nedenler de gündeme
gelmiş olabilir. Yer seçimi ile ilgili faktörler ne
olursa olsun gerçek olan şudur:
Nuruosmaniye Camii ve külliyesi, hem mimarî
tarzıyla hem de vakfiyesinde yer alan hizmet
cihetleriyle yenilenmenin bir sembolü olarak
-çökertilen Lale Devri’nden sonra-toplumda yeniden
yapılanma misyonunu üstlenmiş bir anıt yapıdır.
Nuruosmniye Camii ve Külliyyesi’nin gerçek bâni olan
Sultan I. Mahmut, yer seçimi yapıldıktan sonra-
Tarih-i Cami-i Nuruosmânî Risalesi’nde işaret
edildiği üzere- işe Şeyhu’l-islam Hoca Sadettin
Efendi’nin zevcesi Fatma Hatun Mescidi ile ilgili
vakfın istipdâli ile başlamış ve mâil-i inhidam
durumu görülen Fatma Hatun Mescidi yıkılarak
Nuruosmaniye Camii ve Külliyesi’nin inşası için
temel hafriyatı başlatılmıştır.
Ancak yapılması planlanan selâtîn cami için Fatma
Hatun Mescid arsası yeterli görülmediğinden büyük
paralar ödenerek çevrede geniş alanda
kamulaştırmalar yapılmış ve bu arada potansiyel
suçluların barınak yerleri olan bekâr odaları ve
Kıblelizâde misâli esirci hanları da ortadan
kaldırılmıştır.
İki kademeli olarak yapılan kamulaştırmadan sonra
Sultan I. Mahmut inşaatı yönetmek üzere dârüssaâde
ağası Derviş Mustafa Efendi’ yi , tam yetkili
sorumlu olarak –müstakil binâ nâzırlığına getirmiş
ve Atıf Efendi damadı Ali Ağayı da Binâ eminliğine
atamıştır. Binâ emini Ali Ağa da cami ve külliyenin
yapım sorumluluğunu, meziyet ve mahâretiyle ün
yapmış olan Simon ve Kozmoz kalfalara vermiştir.
Binlerce işçinin çalıştırıldığı geniş bir
organizasyon kurulduktan sonra inşaat başlatılmış ve
kesintisiz bir şekilde hızla sürdürülmüştür.
Sık sık padişah tarafından denetlenen cami ve
külliye inşaatı, altı ay geçmeden temeller cami
secde zemini hizasına kadar yükseltilmiştir. Ancak
sağlık şartları, bozulan Sultan I. Mahmut, bütün
çabasına rağmen cami ve külliye inşaatını
tamamlatamadan, 1754 yılında Hakka yürümüş ve bir
anıt eser olarak yapımına başladığı Nuruosmaniye
Camii ve Külliyesi’nin tamamlandığını görememiştir.
Bu görkemli anıt eseri tamamlamak, kardeşi Sultan
III. Osman’ a nasip olmuştur.
Sultan III. Osman Vakfiyesi ve Nuruosmaniye
Külliyesi
Görüldüğü üzere Nuruosmaniye Camii ve külliyesi’ nin
60-70 metre güneyinde Çember- litaş Gazi Atik Ali
Paşa Camii yer alırken 60-70 metre kuzeyinde de
Mahmut Paşa camii yer almıştır. Bu nedenle
Nuruosmaniye Camii ve Külliyesi, sadece Müslümanlara
namaz kılma mahalli hazırlamak amacıyla inşa edilmiş
değildir.
Sultan III. Osman tarafından hazırlanıp uygulamaya
konan vakfiyedeki hizmet cihetleri, bunu açık seçik
göstermektedir. Çünkü cami ve külliyede yerine
getirilmesi ön görülen hizmetlerin sayısı, 80 kalemi
aşmaktadır. Aldıkları günlük yemiye ise - 2 Aça ile
200 Akçe arasında değişmiş olmakla beraber-
mürtezika tabir edilen 282 kişi, Sultan III.
Osman’ın tesis eylediği vakıf gelirinden
yararlanmıştır.
Vâkıf adına yapılması ön görülen her hizmet ciheti
için –vakfiyede- günlük bir ücret belirlenmiştir. En
yüksek ücret de medresede eğitim ve öğretim hizmeti
veren müderrise verilmiştir. Derecesi, hâmise
mertebesinde kabul edilen Nuruosmaniye Medresesi
müderrisine, yevmî 200 Akçe verilmesi ön
görülmüştür.
Diğer yandan camide düzenlenmesi ön görülen ilim
alaka ve meclislerinde başta ilm-i kıraat olmak
üzere-tefsir, hadis, fıkıh ve de feraiz derslerinin
okutulması öngörülmüştür. Vakfiyede yer alan şeyhu’l-kurrâ,
hem cami’de ilm-i kırâat tedris eyleyecek hem de
Sultan III. Osman’ın validesi Şehsüvâr Sultan’ın
medfun bulunduğu türbede hatim okuyacaktır.
Vakfiyede yer alan: Devirhân, Cüzhân-Fetihhân,
nebe’hân, Akkafhân, Yâsin-i şerifhân- Tebârekehân,
Aşirhân Buhâri-i şerifhan ve Muhammediye-i şerifhân
gibi… hizmet cihetleri, son derece dikkat çekici
görülmektedir.
Hele camide vukû muhtemel olayları önlemek için
“Mâniun-Nükûş” adıyla 2 adet güvenlik elemanı ile
okunan ezana-fiilen- icabet eylemeyen Kapalı Çarşı
esnafını uyarmak üzere “Muhbir-i Vaktü’s-Salat”
unvanı ile özel bir görevlinin vakfiyede yer alması
çok anlamlı bulunmaktadır.
Açıkça görülüyor ki Nuruosmaniye Camii ve külliyesi,
hem sosyal hem ekonomik yönden yenilenmenin ve de
yeniden yapılanmanın misyonunu temsil etmek üzere
inşa edilmiştir.Her iki bânisine de Yüce Rabbimden
rahmet ve mağfiret niyâz ediyorum.
Kuruluşundan Günümüze Nuruosmaniye Külliyesi’nde
Kur’an Öğretimi
Nuruosmaniye Camii ve Külliyesi inşaatını başlatan
Sultan I. Mahmut devrinde de bu külliye inşaatını
tamamlayarak adına vakfiye düzenleyen Sultan III
Osman devrinde de ikbal dönemini devam ettiren
dârüssaâde ağası kâtibi Derviş Mustafa Efendi,
Haremeyn vakıfları muhasipliğinin yanı sıra
Nuruosmaniye Camii ve Külliyesi’ni yönetmek üzere
mütevelli olarak da görevlendirilmiştir.
Cami inşaatının başladığı ilk günden itibaren önce
bina eminliğine sonradan da terfi ettirilerek, hassa
su nazırlığına getirilen Âtıf Efendi damadı Ali Ağa
da Saray Kapıcı başılığına yükseltilmiştir.
Dârüssaâde ağası Hacı Ahmet Ağa da Nuruosmaniye
Camii ve külliyesi ile ilgili olarak tesis olunan
Sultan III. Osman vakıflarına nâzır olmuştur. Sultan
III. Osman nezdinde büyük itibar kazanmış olan bu üç
kişinin gözetiminde gerçekleştirilen vakıf
hizmetleri, yıllarca başarıyla sürdürülmüştür. Ancak
tarihî süreç içinde vakfın gelir kaynakları, birer
birer ortadan kalkmış, öyle ki Nuruosmaniye Camii ve
Külliyesi’ni müştemilatı olan kârgîr sıra dükkânlar
dahî şahıs malı haline gelmiştir. Bu nedenle
vakfiyede yapılması öngörülen vakıf hizmetleri,
büyük ölçüde zaafa uğramıştır.
Vakfiyede yapılması ön görülen diyânî hizmetlerden,
sadece imâmet-hitabet, müezzin-kayyımlık hizmetleri
ile Kura’n-ı Kerim öğretim hizmeti veren
Kura’n-Kursu öğreticiliği hizmeti, günümüze intikal
eylemiştir ki bu hizmet-vakfiyede yer alan tanıma
göre- şeyhu’l-kurrâlık hizmetidir.
|